Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Atraksiyon ariyorum ve bilinmeyeni ogrenmeyi amaçlıyorum (zorunda oldugum icin)

Arkadaşımla üniversite diplomasinin önemini konuşuyorduk. Bir kaç gün sonra evrim ağacının bu konuyla alakalı videosunu izleyip ona attım. Sonra bir şeyler yazdı ve benim aklıma sanırım dördüncü veya beşinci sefer izlediğim doktor strange (farklı düşüncelere dalmami sağlayan derin duygularla izleten filmleri tekrar tekrar izlerim) filmini izledikten sonra mesaja baktığımda bu yazdıklarım geldi.  Bu videodan sonra bende başka bir düşünce oluştu. Okul okuyup iyi bir gelecek kurmak, iyi bir evlilik yapıp “iyi” bir hayat yaşamakla; kötü yaşamak arasında aslında çok da büyük bir fark yok gibi geliyor. Aradaki fark, sadece beynimizde kurduğumuz planların bize mantıklı gelmesi ve onları uygulamaya çalışmamızdan ibaret. Oysa bu planlar her an değişebilir. Daha iyiye de gidebilir, daha kötüye de. Ama aslında bunun da çok bir önemi yok. Şöyle düşünüyorum: Hayatta kalma mantığıyla ilerleyen evrimsel değişimimizde, ihtiyacımız olan şeyler gelişiyor, kullanmadıklarımız köreliyor. Beyin de tamam...
En son yayınlar

ne yapacağım

Kaç gündür ne yaptığımı bilmiyorum. Üniversitede yapacak hiçbir şeyim yok. Ya arkadaşlarımla içiyoruz ya da boş boş kafede oturuyoruz. Artık yurtta oturmaktan sıkılıyorum. Eskiden sevgilim varken her gün dışarı çıktığım için bir alışkanlık edindim ama o olmadığı zaman ne yaptığımı bilmiyorum. Hiçbir ciddiyetim kalmadı artık. Sevililikle tam olarak bir alakası yok. Üniversitedeki o eski heyecanım da kalmadı. Bazen bırakıp, babamın dükkanına şimdi geçsem diyorum ama üniversiteden gidersem çok şey kaybederim diye düşünüyorum. Üniversitedeki felsefe derslerine çalışmak hiçbir şey kazandırmayacakmış gibi geliyor artık. Bu yüzden hiçbir şekilde kitapları açmıyorum, yapmanın bir mantığı yok gibi geliyor. Gerçi bu aralar yeni sevgili bulma ümidiyle bi buhran bi mutlu hissedip durdum, ondan da olabilir. Amına koyduğumun hayatında diğer insanlar ne yaptığını biliyor gibi gözüküyor, ben bilmiyorum. Belki de yaptığımız şeyleri çok düşündüğüm için bilmediğimi öğrendim. Ya da dopamin fazlalığından s...

Emin Değilim

Bugün stajda spiritüalizmi biraz daha öğrenmek için araştırmaya başladım. Araştırırken bir yerde "Spiritüalizm ile Şizofrenler Arasındaki Fark" adlı başlığı gördükten sonra şizofreni konusu daha çok ilgimi çekti ve araştırmaya şizofreni ile devam ettim. Kendimi saatlerce (araştırarak geçirdiğim birkaç saat boyunca) "Hebefrenik (Düzensiz) Şizofreni" olduğumu düşündüm. Bu konuda neredeyse kesindim. Çünkü benim yaşlarımda başlıyor, yavaş yavaş artıyor, anlamsız yazılar (önceki yazılarıma diğer insanların verdiği yorumlara göre) yazıyor, aynada durduk yere yarı istemsiz halim ile gülüyorum ve düşüncelerimin diğer insanlardan farklı olduğunu düşünüyorum. Sonra hebefrenik şizofreni örneklerinin videolarını izledim. Neredeyse hiç benzemiyordum. Bu videonun üzerine kendim için iki adet açıklama buldum. Birincisi; Ya sıradan bir insanım, şizofrenliğin benle hiçbir alakası yok ve sadece kendimi diğer insanlardan farklı gördüğüm için ve içe kapanık biri olduğum için böyle oldu...

5 Yılım

Dün dört yıl önce gittiğim psikiyatriye gittim. Dört yıl önce, zamanlar hiç ama hiçbir şey bilmiyordum. Bir kız ile sevgili olacak gibi bir yakınlığımız olmuştu. O zamanlar da yeni ergenliğe girmiştim (İyi ki de o zaman girmişim. O zaman girmeseydim, diğer insanlar gibi kız avına düşüp bu tüm soruları, farkındalığı kazanamayacaktım.). Bu yüzden okula gitmemezlik yapıyordum. O kız yüzünden gitmemezlik yapıyordum. Nedenini bilmiyorum ama şimdiki yaptığım iş, okul döneminde yaptığım devamsızlıklar gibi olduğunu hatırlıyor gibiyim. O zamanlar sınıfın en ezik çocuğuydum. O kız benle neden ilgileniyor diye kendi kendime sorduğumu da hatırlıyorum. Nedensizce o kızla bir daha görüşmemek gitmemek için aileme bahane uydurdum ve psikiyatrinin de yardımıyla okulum değiştirildi. Dokuzuncu sınıfa kadar sınıfın en eziği olarak devam ettim. O aşağılandığım dönemlerden, dokuzuncu sınıfta sorgulamaya başlamıştım: "Öldüğümü düşün, okulda ezik gözükmek, sevgili yapmak, lider olmak... Hiç ama hiçbir...

Yeni bir şey daha buldum.

Soruyu çözmek, 'belki' onu tanımak için burdayız. Soruya 'gerçek' mantık ile baktığımızda bir şıkkımızın yanlış olduğunu öğrenebiliyoruz. Yani örnek vereyim: En mantıklı soruyu, düşünmemizin başında hiçlik olarak kabul ediyoruz. "O kendini nasıl yarattı? O, tüm güce sahip ise neden bize ihtiyaç duyuyor ve yaratıyor? Bunlar mantıksız. Çünkü düşününce mantıklı olan hiçlik olduğunu 'düşüncemizle' farkediyoruz zaten." Şıkkın ve örneğin yanlış olduğunu, yaşam, yani hayatta olmamız veriyor. Eğer hiçlik mantıklı olsaydı biz burada olmazdık. Bu döngü kısır döngü. Başı var, sonu yok. Başlangıcı ve sonu yok diye düşünüyordum. Evet, başlangıcı ve sonu yok. Ama eserinin başlangıcı ve sonu yok. Kendisinin başlangıcı var (Sonu varmı, bilmiyoruz.). Size şu resim ile örnek vereyim: "resim" Biraz zor olacak ama bu zorluğu başarma ihtimalim hala var. Zorluğun adı: farkındalık ve gurur. Yani bunların kötü yanı da var. Kötü yanı ise doğru olduğuna dair yüzde yü...
Ben de başarısız oluyorum. Spekülatif felsefe hakkında. Buraya sadece yaşayıp, ölmek için gelemem. Bu saçma. Başarısız olduktan sonra hangi düşüncemi gerçekleştireceğimi bilmiyorum. Sayısız düşüncem var. Okuldan ayrılmayı düşünüyorum. Herkesin dikkatini çekecek bir şey yapıp, düşüncelerimi aktarmayı düşünüyorum. Bunlar düşüncelerimin en bariz olanları. Bakış açıları geniş değil, empati kurmuyorlar, kuramıyorlar. Hiçbir şeyin farkında değiller. Aptal, mal kelimeleriyle zaman geçiriyorlar. Küçücük sinirini dışarı vuruyorlar. Ben hep onları üzmemek için içimde tutuyorum. Ama artık sabredemiyorum, evde sümüklü sümüklü ağlıyorum. Biz uydurulan, yanlış dinlere inanıyoruz. Bu dünya mantığı olmayan bir yer. "Farkında değiller!" Evlenip, sevgili yapıp, arkadaş yapıp zaman geçirmeye çalışıyorlar. Hiç hayatın bu yüzüne bakmıyorlar. Ailesindeki insanların iyi olmasını düşünüp, diğer insanları üzüyorlar. Çünkü şanssızlar. Sevgilileri olmasaydı, arkadaş ilişkilerinde başarısız olsalardı, ...
Eskiden söylediklerimin arkasındayım. Bir mutluluk, iki mutsuzluk getiriyor. Şu an mutlu günümdeyim. Nedense pek kullanmaya çekindiğim, kullanmayı sevmediğim o kelime, huzur var. Sanki o depderin düşünceden yavaşça uzaklaşıyor, böyle kalıyor gibiyim. İçimde her zaman gülümseme, gülme geliyor (Hala yazmadığımı fark ettiğim, çok önceden düşündüğüm durum:  Gülmek, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile, güçlü olmakla veya buna benzer durumlarla alakalı değildir. Aşağılanan şeylere güleriz. Aşağılanan şeylere güldüğümüzde ise aşağılanan kişi kendini kötü hisseder. Bazen çok üzülür, bazen üzüldüğünü hissetmez ama yine de üzülür. Bunu akılda düşünüp, örnek verdiğimizde sen de fark edeceksin. Şöyle bir şey de var ki gülümseme ile gülme eylemi aynı değildir. Asıl gülme ile alakası olmayan gülümseme eylemi ve ağlamak, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile alakalıdır. ) Ben bu aralar içten içten kahkaha atıyorum. Diğer insanların hallerine gülüyorum. Bu iki sene içindeki ben değilim. Çok değişmeye ...