Dün dört yıl önce gittiğim psikiyatriye gittim. Dört yıl önce, zamanlar hiç ama hiçbir şey bilmiyordum. Bir kız ile sevgili olacak gibi bir yakınlığımız olmuştu. O zamanlar da yeni ergenliğe girmiştim (İyi ki de o zaman girmişim. O zaman girmeseydim, diğer insanlar gibi kız avına düşüp bu tüm soruları, farkındalığı kazanamayacaktım.). Bu yüzden okula gitmemezlik yapıyordum. O kız yüzünden gitmemezlik yapıyordum. Nedenini bilmiyorum ama şimdiki yaptığım iş, okul döneminde yaptığım devamsızlıklar gibi olduğunu hatırlıyor gibiyim. O zamanlar sınıfın en ezik çocuğuydum. O kız benle neden ilgileniyor diye kendi kendime sorduğumu da hatırlıyorum. Nedensizce o kızla bir daha görüşmemek gitmemek için aileme bahane uydurdum ve psikiyatrinin de yardımıyla okulum değiştirildi.
Dokuzuncu sınıfa kadar sınıfın en eziği olarak devam ettim. O aşağılandığım dönemlerden, dokuzuncu sınıfta sorgulamaya başlamıştım: "Öldüğümü düşün, okulda ezik gözükmek, sevgili yapmak, lider olmak... Hiç ama hiçbir şeyin önemi yok. Sadece okulun bitmesini bekleyeceğim. Diğer herkesten farklıyım. Çünkü bunun farkındayım." diye düşünüyordum. Hala öyle düşünüyorum.
Dokuzuncu sınıfın yaz tatilinde ve onuncu sınıfta bazı şeylerin farkına vardım. Arkadaşlarım arasında artık aşağılanmıyordum. Arkadaş gruplarına girmeye başlamıştım o yıl. Herkesi aşağılayarak konuştukları için ve hiçbiri benimle aynı düşünceye sahip olmadıkları için onlara sinir oluyordum, onlarla vakit geçirmeyi hiç istemiyordum. Çünkü onların aşağıladığı insanlara farkında olmadan empati kuruyordum. Kendimi hatırlıyordum. Onuncu sınıf zamanında yazdığım; bunların sonucunda böyle bir şey buldum:
"Gülmek, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile, güçlü olmakla veya buna benzer durumlarla alakalı değildir. Aşağılanan şeylere güleriz. Aşağılanan şeylere güldüğümüzde ise aşağılanan kişi kendini kötü hisseder. Bazen çok üzülür, bazen üzüldüğünü hissetmez ama yine de üzülür. Bunu akılda düşünüp, örnek verdiğimizde sen de fark edeceksin. Şöyle bir şey de var ki gülümseme ile gülme eylemi aynı değildir. Asıl gülme ile alakası olmayan gülümseme eylemi ve ağlamak, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile alakalıdır."
On birinci sınıfta ise yalnız kalarak okulu bitiriyordum. Çünkü yalnız kalmayı seviyordum. Arkadaşlarımla uyumsuzluk içerisinde olmaktansa kendi düşüncelerimle arkadaşlık kurup zaman geçirmeyi gerçekten çok seviyordum. Hala da öyleyim.
Doktorun verdiği Prozac ilacının ne etkisi olduğunu da öğrendim. Dün psikiyatriye gidip, bu ilacı içmeden önce sanırım depresyondaydım. Normalde hep böyle şeyler yazarım. Ama son iki, üç aydır hiç ama hiçbir şey yapasım yoktu. "Ne gerek var?" kafasında ilerliyordum. Bu ilacı içtikten sonra istemsizce yapmadığım, sıkıldığım, gerek duymadığım şeyleri yapmaya başladım.
Bu yazıyı yazdıktan sonra fark ettim. Sanırım hiçbir şeyi devam ettirememe sorunum o dokuzuncu sınıftaki gibi düşündüğüm gibi düşünmemin nedeni. Hala bana o düşünce mantıklı geliyor.
Dokuzuncu sınıfa kadar sınıfın en eziği olarak devam ettim. O aşağılandığım dönemlerden, dokuzuncu sınıfta sorgulamaya başlamıştım: "Öldüğümü düşün, okulda ezik gözükmek, sevgili yapmak, lider olmak... Hiç ama hiçbir şeyin önemi yok. Sadece okulun bitmesini bekleyeceğim. Diğer herkesten farklıyım. Çünkü bunun farkındayım." diye düşünüyordum. Hala öyle düşünüyorum.
Dokuzuncu sınıfın yaz tatilinde ve onuncu sınıfta bazı şeylerin farkına vardım. Arkadaşlarım arasında artık aşağılanmıyordum. Arkadaş gruplarına girmeye başlamıştım o yıl. Herkesi aşağılayarak konuştukları için ve hiçbiri benimle aynı düşünceye sahip olmadıkları için onlara sinir oluyordum, onlarla vakit geçirmeyi hiç istemiyordum. Çünkü onların aşağıladığı insanlara farkında olmadan empati kuruyordum. Kendimi hatırlıyordum. Onuncu sınıf zamanında yazdığım; bunların sonucunda böyle bir şey buldum:
"Gülmek, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile, güçlü olmakla veya buna benzer durumlarla alakalı değildir. Aşağılanan şeylere güleriz. Aşağılanan şeylere güldüğümüzde ise aşağılanan kişi kendini kötü hisseder. Bazen çok üzülür, bazen üzüldüğünü hissetmez ama yine de üzülür. Bunu akılda düşünüp, örnek verdiğimizde sen de fark edeceksin. Şöyle bir şey de var ki gülümseme ile gülme eylemi aynı değildir. Asıl gülme ile alakası olmayan gülümseme eylemi ve ağlamak, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile alakalıdır."
On birinci sınıfta ise yalnız kalarak okulu bitiriyordum. Çünkü yalnız kalmayı seviyordum. Arkadaşlarımla uyumsuzluk içerisinde olmaktansa kendi düşüncelerimle arkadaşlık kurup zaman geçirmeyi gerçekten çok seviyordum. Hala da öyleyim.
Doktorun verdiği Prozac ilacının ne etkisi olduğunu da öğrendim. Dün psikiyatriye gidip, bu ilacı içmeden önce sanırım depresyondaydım. Normalde hep böyle şeyler yazarım. Ama son iki, üç aydır hiç ama hiçbir şey yapasım yoktu. "Ne gerek var?" kafasında ilerliyordum. Bu ilacı içtikten sonra istemsizce yapmadığım, sıkıldığım, gerek duymadığım şeyleri yapmaya başladım.
Bu yazıyı yazdıktan sonra fark ettim. Sanırım hiçbir şeyi devam ettirememe sorunum o dokuzuncu sınıftaki gibi düşündüğüm gibi düşünmemin nedeni. Hala bana o düşünce mantıklı geliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder