Ana içeriğe atla

ne yapacağım

Kaç gündür ne yaptığımı bilmiyorum. Üniversitede yapacak hiçbir şeyim yok. Ya arkadaşlarımla içiyoruz ya da boş boş kafede oturuyoruz. Artık yurtta oturmaktan sıkılıyorum. Eskiden sevgilim varken her gün dışarı çıktığım için bir alışkanlık edindim ama o olmadığı zaman ne yaptığımı bilmiyorum. Hiçbir ciddiyetim kalmadı artık. Sevililikle tam olarak bir alakası yok. Üniversitedeki o eski heyecanım da kalmadı. Bazen bırakıp, babamın dükkanına şimdi geçsem diyorum ama üniversiteden gidersem çok şey kaybederim diye düşünüyorum. Üniversitedeki felsefe derslerine çalışmak hiçbir şey kazandırmayacakmış gibi geliyor artık. Bu yüzden hiçbir şekilde kitapları açmıyorum, yapmanın bir mantığı yok gibi geliyor. Gerçi bu aralar yeni sevgili bulma ümidiyle bi buhran bi mutlu hissedip durdum, ondan da olabilir. Amına koyduğumun hayatında diğer insanlar ne yaptığını biliyor gibi gözüküyor, ben bilmiyorum. Belki de yaptığımız şeyleri çok düşündüğüm için bilmediğimi öğrendim. Ya da dopamin fazlalığından sonraki buhran veya mutlu hissettiğin beklentilerinin olduğu bir an birden o beklentilerin hepsinin gittiği zamanları bu aralar çok yaşadığım içindir belki. Hüngür hüngür ağlarsam geçer gibi hissediyorum ama artık bunu yapa yapa ayakta durmak bile artık çok yoruyor. Belki de ben abartıyorum. Bu aralar kötü deneyimler yaşadığım için hiçbir şeyin anlamının olmasını düşünmemi sağlıyor da olabilir. Her durumda da ayakta duracak bir kırılmayan anlamım yok. Gelişmek, hayatta kalmak dediğim şey ne sanki. Gelişip durmak için de bir amaç gerekiyor. Ne için gelişiyoruz, bilmiyorum. Hayatta kalmak için mi? Bu kadar basit mi? Ben olmasam da bu insanlık hayatta kalabiliyor zaten. Bir şekilde zora girip sonra tekrar çıkacak. Ama sanırım bu benim hayatım. Ben zora girdim, benim çözmem gerekiyor. Gelişip hayatta kaldıktan sonra pes etmeden gelişmeye, çalışmaya, ilişki bulmaya uğraşıp devam etmek bana ne kazandıracak peki? Mutluluk mu? Mutluluk kadar aptal bir şey yok. Ne kadar mutlu hissedersek aynı oranda mutsuz hissediyoruz. Ne kadar iyi hayatımız da olsa kötü hayatımız da olsa eninde sonunda nötr hissediyoruz alışarak. Kimsenin kimseden daha fazla mutlu ya da mutsuz hissettiği gibi bir şey yok. Uyuşturudan uzak durmalıyız. Neden? Çünkü mutluluk eşiğindeki arayı açıyor. Aşırı mutlu ediyor ve asıl amacın oradaki mutluluk oluyor ama aynı oranda mutsuz hissettirdiği için hayatımızı sikiyor. (Tek fark, hayatta kalma ve gelişme durumumuzu kötü etkiliyor. Amaç mutluluk oluyor. Bu kısmı bir süreliğine yok sayalım.) E ne yapmalıyız o aşırı mutsuzluk hissinden kaçmak için? Aşırı mutlu olmamalıyız. O halde mutsuz olmamak için mutlu olmamak gerekiyor. Daha da ilerlersek hayatta olmamak demek oluyor. O zaman şunu düşünmemiz gerekiyor. Hayatta kalmamızın amacı ne? Gelişmek değil, çünkü onun amacı hayatta kalmak. Hayatta kalmamızın amacı gelişmeye devam ederek büyük ihtimalle bilmediğimiz bir şeyi öğrenip belki bir cevher elde edinme amacı ile yaşamak şimdilik. Mutluluk sadece bir aracımız. Çünkü mutluluk yanılsama gibi bir şey, mutsuzluk da aynı şekilde. Tamamen nötr gibi bir şey. (Amaç mutluluk değil, mutluluğun itaat ettiği şey hayatta kalmak. Belki de bu birbirine bağlı döngüsel çalışan bir şey. Hayatın amacı mutluluk, mutluluğun amacı hayatta kalmak.) Hayat dediğimiz şeyin de ne olduğunu bilmiyoruz. E ne olucak? Nasıl bir yer burası, herkes nasıl bunları düşünmeden duraksamadan devam edebiliyor, anlamadığı için mi?
Şimdi ne yapacağım? Diyelim bunu farkettim ve bu doğru. O halde ne yapmalıyım? Hayatta kalıp yaşamaya çalışmaktan başka çarem yok. Çünkü bilinmeyen bu kadar şey varken öyle bir şey yapmak aptallıktan başka bir şey değil. Yıllarca böyle devam etse de sadece ben de böyle atlatıyorum diyip geçeceğim şimdilik.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atraksiyon ariyorum ve bilinmeyeni ogrenmeyi amaçlıyorum (zorunda oldugum icin)

Arkadaşımla üniversite diplomasinin önemini konuşuyorduk. Bir kaç gün sonra evrim ağacının bu konuyla alakalı videosunu izleyip ona attım. Sonra bir şeyler yazdı ve benim aklıma sanırım dördüncü veya beşinci sefer izlediğim doktor strange (farklı düşüncelere dalmami sağlayan derin duygularla izleten filmleri tekrar tekrar izlerim) filmini izledikten sonra mesaja baktığımda bu yazdıklarım geldi.  Bu videodan sonra bende başka bir düşünce oluştu. Okul okuyup iyi bir gelecek kurmak, iyi bir evlilik yapıp “iyi” bir hayat yaşamakla; kötü yaşamak arasında aslında çok da büyük bir fark yok gibi geliyor. Aradaki fark, sadece beynimizde kurduğumuz planların bize mantıklı gelmesi ve onları uygulamaya çalışmamızdan ibaret. Oysa bu planlar her an değişebilir. Daha iyiye de gidebilir, daha kötüye de. Ama aslında bunun da çok bir önemi yok. Şöyle düşünüyorum: Hayatta kalma mantığıyla ilerleyen evrimsel değişimimizde, ihtiyacımız olan şeyler gelişiyor, kullanmadıklarımız köreliyor. Beyin de tamam...
Eskiden söylediklerimin arkasındayım. Bir mutluluk, iki mutsuzluk getiriyor. Şu an mutlu günümdeyim. Nedense pek kullanmaya çekindiğim, kullanmayı sevmediğim o kelime, huzur var. Sanki o depderin düşünceden yavaşça uzaklaşıyor, böyle kalıyor gibiyim. İçimde her zaman gülümseme, gülme geliyor (Hala yazmadığımı fark ettiğim, çok önceden düşündüğüm durum:  Gülmek, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile, güçlü olmakla veya buna benzer durumlarla alakalı değildir. Aşağılanan şeylere güleriz. Aşağılanan şeylere güldüğümüzde ise aşağılanan kişi kendini kötü hisseder. Bazen çok üzülür, bazen üzüldüğünü hissetmez ama yine de üzülür. Bunu akılda düşünüp, örnek verdiğimizde sen de fark edeceksin. Şöyle bir şey de var ki gülümseme ile gülme eylemi aynı değildir. Asıl gülme ile alakası olmayan gülümseme eylemi ve ağlamak, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile alakalıdır. ) Ben bu aralar içten içten kahkaha atıyorum. Diğer insanların hallerine gülüyorum. Bu iki sene içindeki ben değilim. Çok değişmeye ...