Bugün stajda spiritüalizmi biraz daha öğrenmek için araştırmaya başladım. Araştırırken bir yerde "Spiritüalizm ile Şizofrenler Arasındaki Fark" adlı başlığı gördükten sonra şizofreni konusu daha çok ilgimi çekti ve araştırmaya şizofreni ile devam ettim. Kendimi saatlerce (araştırarak geçirdiğim birkaç saat boyunca) "Hebefrenik (Düzensiz) Şizofreni" olduğumu düşündüm. Bu konuda neredeyse kesindim. Çünkü benim yaşlarımda başlıyor, yavaş yavaş artıyor, anlamsız yazılar (önceki yazılarıma diğer insanların verdiği yorumlara göre) yazıyor, aynada durduk yere yarı istemsiz halim ile gülüyorum ve düşüncelerimin diğer insanlardan farklı olduğunu düşünüyorum. Sonra hebefrenik şizofreni örneklerinin videolarını izledim. Neredeyse hiç benzemiyordum. Bu videonun üzerine kendim için iki adet açıklama buldum. Birincisi; Ya sıradan bir insanım, şizofrenliğin benle hiçbir alakası yok ve sadece kendimi diğer insanlardan farklı gördüğüm için ve içe kapanık biri olduğum için böyle olduğumu düşündüm. İkincisi; Başlangıcındaydım, eğer hayatıma böyle devam edersem giderek o videolardaki gibi insanlardan olacaktım. Çünkü asıl sorun şizofren olup olmamam değil. Asıl sorun hayatıma böyle iğrenç bir şekilde devam etmem.
Hayata hiçbir şeyin anlamı yok diye bakıyorum. Öyle de zaten. Dünyanın en mutlu/ en mutsuz insanı olsan her şeyin sonunda ölüyorsun ve eskiden yaşadığın anlık zevklerin hiçbir önemi kalmıyor. Eğer yaşamak için tek bir nedenin sıradan bir amaç için ise: Örneğin sabit, ömrünün sonuna kadar sıkılmadan çalışacağın bir iş ile aile kurup tamamen mutlu ve olumlu yaşamak gibi bir amaç ise yine mantıksız. O kadar uğraşmak yerine en kolay yolu, uyuşturucular ile hazzını, huzurunu anlık olarak bulabilirsin. Fakat bu yanlış bir şey olarak görülüyor. Çünkü dışarıdan bakıldığında kendi vücuduna ciddi zararlar veriyor; dopamin dengesini direk ölmek isteyecek dereceye getirecek bir depresyona giriyor. Diğer insanlar için gözlemlerime göre inandıkları dini inançlar hayatının anlamını veriyor zaten. İnanmayanların çoğu ise bir daha tekrar gelme şansımızın olup olmadığını bilmiyoruz, şu an yaşıyoruz ve hayatımızı iyi değerlendirmeliyiz gibi düşüncelerle yaşamak için buna uygun amaçlar buluyorlar. Ben ise spiritüalizm ile nihilist düşünce arasında gidip geliyorum. Hiçbir şeyin anlamı yok diye düşündüğüm zaman bazen gelecekte daha neler öğreneceğim, gibi düşünceler için yaşıyorum. Kısacası merak ettiğim şeyler için yaşıyorum. Merakımı gidermenin ne anlamı var diye kendime sorduğumda ise, bilmiyorum. eğer spiritüalizm doğru ise bu yaşadıklarım bir deneyim olacak ve hayattaki her dakikam ile kâra geçiyorum. Fakat ya doğruysa/ değilse deyip durarak kendimi döngüye sokup, bir gün depresif, diğer gün ise tüm gün oyun oynayarak zamanımı geçiriyorum.
Son zamanlarda ya doğruysa/ değilse düşüncesini zamanla kenara bırakıp, hem merakımı gidermek için hem de spiritüalizm için deneyim kazanmak, ikisini birleştirmek en mantıklı bir seçim olmuştu benim için. Örneğin aklımda şöyle bir sorunun cevabını bulma amacı var: Canlılara bilinç/ ruh nasıl geliyor? Örneğin (spiritüalizme göre) taşta bile, tüm evrenin her bir maddesinde mi bilinç var? Vücudumuzdaki elektrikler sebebiyle mi var? Ya da başka bir nedeni mi var? Bu sorunun cevabını öğrenmek, en büyük meraklarımdan birini gidermesi sebebi ve yapılabilirlik oranı yüksek (düşünceme göre) olduğu için hayatımın amacı olabilir.
Fakat bu düşüncemi (bir üstteki paragrafın ilk cümlesi) kalıcı yapmam için inanca ihtiyacım var. Yapabileceğime, yapacağım şeyin mantıklı olduğuna inanmam gerekiyor. Bunu da nasıl yapacağımı bilmiyorum. Hep inanç gereken yerlerde bilemeyiz cevabını vererek, olduğum yerde duruyor, ilerleyemiyorum. Ve daha ne gibi ihtiyaçlarım, yapmam/ bilmem gereken şeyler var, bilmiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder