Ana içeriğe atla

Beyin Zamanı Bilmiyor.

Bu düşünceyi buradaki videonun 0:40 saniyesinde fark ettim. 1:12'ye geldiğimde ise dediğim aynı şeyi anlattığını duydum. Devamı anlatmaya değmez, sıkıcı ve gereksizdi. Beyin zamanı bilmiyor (Neden, nasıl bilmiyor diye pek düşünmedim. O yüzden, bu konu hakkında mantık açısından doğru bir açıklamam yok.). Olumsuz düşünceleri "Ama ya olursa? Ya böyle bir ihtimal olursa ne olacak? Çok kötü olur." diye tekrar ediyor beynimiz. Hep cümlelerinin başında bazen görünür, bazen de gizli ama kelimesi var. Emin olmamızı söylüyor. Beyin dediğim organ duygular da olabilir. Beynin ve duyguların farkını, tamamen nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. İsteme ve istememe gibi fiilimsi duyguların zamanla bağlantısı nedir, bilmiyorum. Belki de bunları düşündürme sebebi böyle düşüncelere dalmamız olabilir. Belki zamanla tamamen uyumlu bir şekilde bizi bu düşüncelere sürükleyip beynimizi yorarak, bu düşünceler üzerinde daha da gelişmemizi sağlıyor. Ama toplum bu düşüncelere anlamsız düşünce diyor. Oradan da diğer insanları dinleyip uzaklaşıyoruz. Beynimizi düşünemeyeceğimiz bir kişi yönetiyor belki de.

Her şeyin ortasında olabiliriz. Sıfır olabiliriz. Ama başka canlılar da sıfır olabilir. Demek istediğim mikroskobik canlılar, uzaydaki canlılar gibi canlıların bizim bakış açılarımız ile kıyaslarsak çok farklı olduğunu anlarız. Mikroskobik canlılar yerinde olduğunuzu düşünün. Onların da bizim gibi düşündüğünü düşünün. Parmaklarımızın izleri dağlar, üstünde yaşayan canlılar biz olduğumuzu düşünün. Sonra onların da içine girin. O mikroskobik canlılar dediğimiz canlıların da mikroskobik canlıları olduğunu düşünün. Bu sonsuza doğru gider. Biz de göremeyiz. Uzay da böyle olabilir. Orası daha büyük olduğu için orayı asla bulamayız sanki. Aslında hemen hemen aynı uzaklıkta keşfedilmiş iki taraf da. Pi sayısı gibi oldu burası. Sonsuzluk gibi. Ama hala bi ümidimiz var. Şans oyunu gibi, çekiliş gibi bu durum. Ya kazanırsak? Ya sonu çıkarsa? Ya bulursak? Her an bulabiliriz. Ama okunuşunu ve yazılışını bile bilmediğim o upuzun pi sayısı gibiyse? Ya belki de gerçekten sonsuzlukta yaşıyorsak?

Yazdığım yazılardan hiçbir şey anlamıyorsunuz belki. En anlaşılır şekilde yazmaya, bakış açımı size göstermeye çalışıyorum. Neden böyle yaptığımı sormayın. Bilmiyorum. Eğer anlamadıysanız ve anlamak istiyorsanız tekrar tekrar okuyun. (Bu cümleyi yazarken kızma tavrıyla söyler gibi düşündüm. Kızma tavrıyla söylemedim. Konuşma tavrını yazıda açıklayamıyorum, açıklayamam. Piyano gibi düşünün. Dın, dın diye notalarını dilimize göre söylemeye çalışıyoruz. Ama onun dilini bilmiyoruz. Dilinin çevirisi do, re diye ifade ediliyor. Dilini çevirisi ile farkı yok diyemeyiz. İnanılmaz farklılar. Duygular da öyle. Duyguların da bir dili var. Ama bilmiyoruz. Sadece açıklıyoruz. Yaşamış gibi, o dilde konuşmuş gibi anlatamıyoruz. Belki de bu yazdığım düşüncelerimi "The Arrival" filminden fark ettim, şimdi topluyorum.


Nedense şu videonun gerçek hayatta olmasını çok isterdim. Mutluluğu elime almış, fiziksel bir mutluluk kazanmış gibi oldum. Hataları yani yanlış gözüken her şeyi ve sıkıcı olayları fark edip; düşüncesini insanlara dağıtır gibi ve kimseye kızmadan; gururu yenmesini sağlayıp videoda olan şeyleri öğretmiş oluyor.

Eğer siz de "The Arrival" filmini izlemek istiyorsanız, önce bu videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atraksiyon ariyorum ve bilinmeyeni ogrenmeyi amaçlıyorum (zorunda oldugum icin)

Arkadaşımla üniversite diplomasinin önemini konuşuyorduk. Bir kaç gün sonra evrim ağacının bu konuyla alakalı videosunu izleyip ona attım. Sonra bir şeyler yazdı ve benim aklıma sanırım dördüncü veya beşinci sefer izlediğim doktor strange (farklı düşüncelere dalmami sağlayan derin duygularla izleten filmleri tekrar tekrar izlerim) filmini izledikten sonra mesaja baktığımda bu yazdıklarım geldi.  Bu videodan sonra bende başka bir düşünce oluştu. Okul okuyup iyi bir gelecek kurmak, iyi bir evlilik yapıp “iyi” bir hayat yaşamakla; kötü yaşamak arasında aslında çok da büyük bir fark yok gibi geliyor. Aradaki fark, sadece beynimizde kurduğumuz planların bize mantıklı gelmesi ve onları uygulamaya çalışmamızdan ibaret. Oysa bu planlar her an değişebilir. Daha iyiye de gidebilir, daha kötüye de. Ama aslında bunun da çok bir önemi yok. Şöyle düşünüyorum: Hayatta kalma mantığıyla ilerleyen evrimsel değişimimizde, ihtiyacımız olan şeyler gelişiyor, kullanmadıklarımız köreliyor. Beyin de tamam...
Eskiden söylediklerimin arkasındayım. Bir mutluluk, iki mutsuzluk getiriyor. Şu an mutlu günümdeyim. Nedense pek kullanmaya çekindiğim, kullanmayı sevmediğim o kelime, huzur var. Sanki o depderin düşünceden yavaşça uzaklaşıyor, böyle kalıyor gibiyim. İçimde her zaman gülümseme, gülme geliyor (Hala yazmadığımı fark ettiğim, çok önceden düşündüğüm durum:  Gülmek, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile, güçlü olmakla veya buna benzer durumlarla alakalı değildir. Aşağılanan şeylere güleriz. Aşağılanan şeylere güldüğümüzde ise aşağılanan kişi kendini kötü hisseder. Bazen çok üzülür, bazen üzüldüğünü hissetmez ama yine de üzülür. Bunu akılda düşünüp, örnek verdiğimizde sen de fark edeceksin. Şöyle bir şey de var ki gülümseme ile gülme eylemi aynı değildir. Asıl gülme ile alakası olmayan gülümseme eylemi ve ağlamak, mutluluk ve mutlu edici şeyler ile alakalıdır. ) Ben bu aralar içten içten kahkaha atıyorum. Diğer insanların hallerine gülüyorum. Bu iki sene içindeki ben değilim. Çok değişmeye ...

ne yapacağım

Kaç gündür ne yaptığımı bilmiyorum. Üniversitede yapacak hiçbir şeyim yok. Ya arkadaşlarımla içiyoruz ya da boş boş kafede oturuyoruz. Artık yurtta oturmaktan sıkılıyorum. Eskiden sevgilim varken her gün dışarı çıktığım için bir alışkanlık edindim ama o olmadığı zaman ne yaptığımı bilmiyorum. Hiçbir ciddiyetim kalmadı artık. Sevililikle tam olarak bir alakası yok. Üniversitedeki o eski heyecanım da kalmadı. Bazen bırakıp, babamın dükkanına şimdi geçsem diyorum ama üniversiteden gidersem çok şey kaybederim diye düşünüyorum. Üniversitedeki felsefe derslerine çalışmak hiçbir şey kazandırmayacakmış gibi geliyor artık. Bu yüzden hiçbir şekilde kitapları açmıyorum, yapmanın bir mantığı yok gibi geliyor. Gerçi bu aralar yeni sevgili bulma ümidiyle bi buhran bi mutlu hissedip durdum, ondan da olabilir. Amına koyduğumun hayatında diğer insanlar ne yaptığını biliyor gibi gözüküyor, ben bilmiyorum. Belki de yaptığımız şeyleri çok düşündüğüm için bilmediğimi öğrendim. Ya da dopamin fazlalığından s...